Türkiye’de bugün sokak hayvanları meselesinin içinden çıkılmaz toplumsal bir kriz halini almasının arkasındaki asıl sorumlu, genel olarak iddia edildiği gibi ne basit idari hatalar ne de yasayı uygulayacak “iyi niyetli, düzgün, liyakatlı insanların” eksikliği; bu mesele, işin ucunda devasa bir ekonomik pazar, rant lobileri ve ticari çıkarlar olduğu için, yani tamamen sistemsel dayatmalar yüzünden bir türlü çözülmüyor, çözülemiyor.
2004 yılında yürürlüğe giren ve özünde “Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat” ilkesini barındıran 5199 sayılı Kanun, kağıt üzerinde ne kadar ilerici ve insani görünürse görünsün, en başından beri paranın ve piyasanın gerçekleri karşısında ezilmeye mahkumdu çünkü mevcut düzende bütçe kaynakları halkın, çocukların ve sokaktaki hayvanların güvenli, sağlıklı ortak yaşamı yerine ranta dayalı projelere ve ihalelere akıtılıyor.
Sorunun en başından beri çözülmeyip çığ gibi büyümesinin asıl kök nedeni, sistemin canlı hayatını bile devasa bir kazanç kapısı olarak görmesi, yani durmaksızın dönen hayvan üretimi ve ticareti çarkıdır; merdiven altı üretim çiftlikleri, pet-shop’lar ve internetteki devasa satış ağları her yıl binlerce hayvanı sırf birileri zengin olsun diye birer oyuncak gibi piyasaya sürerken, dijital çip takip sisteminin (PETVET) asla düzgün işletilmemesi ve hayvanları sokağa terk edenlere caydırıcı cezalar verilmemesi de devletin bu büyük ticaret ağını ve arkasındaki mamacı, ilaççı, üretimci gibi büyük rant odaklarını karşısına almak istemeyişindendir, bizzat onların yanında taraf almasındandır.
Belediyelerin, kaynaklarını kısırlaştırmaya ayırmak yerine köpekleri gece yarısı operasyonlarıyla ormanlara, otoban kenarlarına sürgün etmesi de basit bir koordinasyonsuzluk değil, maliyeti üstlenip üretimin önünü kesmek yerine sorunu gözden ıraklaştırma kurnazlığıdır. Bu bilinçsiz sürgün politikası, hayvanları vahşi bir hayatta kalma mücadelesine iterek sürüleşmeye zorlarken, en çok da yoksul mahallelerde sabahın köründe okula giden çocukların o canlarla karşı karşıya gelmesiyle kriz göz göre göre büyümüştür. Öte yandan, “modern rehabilitasyon merkezi” diye milyarlarca lira harcanarak övünülen o barınaklar da hayvanların tedavi edildiği yerler değil, sistemin kendi yarattığı bu kontrolsüz ticaretin ve nüfus patlamasının pisliğini halkın gözünden kaçırmak için tasarladığı birer tecrit merkezi ve toplama kampıdır aslında; Konya’da, Mamak’ta kameralara yansıyan o kürekli vahşet görüntüleri münferit birer vicdan yoksunluğu örneği olmayıp liyakatsiz, hayvana ve insana değer vermeyen kadroların doldurulduğu, kaynakların yolsuzluk çarklarında buharlaştığı bu izbe merkezlerin doğal birer sonucudur ve buralarda karantina koşulları olmadan hayvanların birbirini parçalaması, bu düzenin canlı yaşamını sadece birer sayısal veriden ibaret gören bakış açısının somut bir özetidir adeta.
Bütün bu sebepleri yaratıp bu sonuçlara yol açan devlet, şimdi kendi eliyle ve ticari hırslarla büyüttüğü bu krizin faturasını hiçbir suçu olmayan sessiz canları katlederek bize ödetmeye çalışıyor ve “Avrupa modeli” ambalajıyla topluma dayatılan; hayvanları toplamayı, hapsetmeyi ve belirli bir süre içinde sahiplendirilemezlerse öldürmeyi öngören o kanlı yasaları meclisten geçiriyor; oysa bilimsel araştırmalar popülasyonu öldürerek ya da kamplara hapsederek azaltmaya çalışmanın biyolojik olarak işlevsiz olduğunu, boşalan yerlere hemen çevre bölgelerden yeni ve aşısız hayvanların akın edeceğini ve krizin katlanarak büyüyeceğini açıkça göstermesine rağmen siyaset popülist ve kanlı olanı seçiyor çünkü kökten çözüm üretmek, bu kazanç kapılarını tamamen kapatmayı ve sistemi doğrudan karşısına almayı gerektirir.
Biz gençler olarak bu hayati konunun, tamamen bu ticari ve sistemsel dayatmalar yüzünden ne hayvanların ne de insanların yararına çözülemeyeceğini ve gerçek bir çözüm için popülist katliam politikalarından derhal vazgeçilmesi gerektiğini en açık şekilde görmek zorundayız. Merdiven altı üretim çiftliklerinin, pet-shop’ların ve internetten canlı hayvan satışının tamamen yasaklanması, hayvanını terk edenlere en ağır cezaların verilmesi, belediye bütçelerinin belirli bir yüzdesinin sadece kısırlaştırma ve tıbbi rehabilitasyon için bloke edilerek ranta kapalı tutulması, taşrada tam teşekküllü mobil kısırlaştırma ünitelerinin devlet eliyle sahaya sürülmesi ve mevcut tüm barınakların veteriner hekim odalarına, sivil toplum kuruluşlarına ve gönüllülere 7/24 açık, canlı yayın kameralarıyla internet üzerinden halkın denetimine sunulan şeffaf sahiplendirme merkezlerine dönüştürülmesi şarttır.
Sokaklar sadece binaların ve arabaların değil, üzerinde yaşayan tüm canlıların ortak yaşam alanıdır ve doğayı sadece paradan ve ranttan ibaret gören refleksleri terk edip bilimi, hukuku ve ortak yaşam iradesini egemen kılmaktır asıl görevimiz.
