in

İNSANA İKAME EDİLEN KİMLİĞİN ARDINDAKİ KAPİTALİZM ELİ

İpek Poyraz yazdı…

Bu yazımızda ele alacağımız konu, kurnazca söylenmiş bir yalan olmakla beraber bizlere pazarlanan, “insan doğasının rekabet ve bireycilik üstüne kurulu olduğu” düşü olacak. İnsan gerçekte “kötü” müdür? Kötü değilse iyi midir o halde?

İnsan, içinde bulunduğu sistemin koşullarının ve maddi şartlarının bir ürünüdür. İnsanın mevcut sistemde en temel, en insani ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bile emek gücünü satması gerekir. İşte bu temelde yükselen sistemin yalanı ve bize giydirmeye çalıştığı gömlektir “insan doğası”. Sistemin her sınıf için farklı koşul ve standartları vardır. İşçi sınıfından bir insanın emek gücünü satarak hayatta kalması, kendisinin çalışmasına rağmen bir grup patronu zenginleştirmesi ve üstüne onlar zenginleştikçe kendisinin fakirleşmesi “insana doğasına uyumlu” denilerek pazarlanan sistemin buz gibi gerçeğidir. Görünmez el işçinin sırtına yüklenen bu yüktür. İnsan bencil değildir, böyle bir özü yoktur. Acıyla, yalanlarla güdülür ve patron kesimin gayeleri doğrultusunda biçimlendirilir.

Mevcut düzende “insanın özü” olarak anlatılan özellikler, sınıfların somut koşullarının ürünüdürler, değişkendirler. Kapitalist sistem işçiyi kendi emek gücünün satıcısı konumuna getirir; bu “satıcı” görevinin gerekliliklerine uygun olarak yaratılan insanın özellikleri, kapitalizmin ortaya çıkardığı ve bizlere özümüz olarak pazarladığı o “değişmez doğa”dır. Bizlere sürekli bu doğa üzerine ders verilmesi, ısrar ile “insanın bencil olduğu”nun tekrarlanması; sermaye sahiplerinin bu sistemi meşrulaştırma yoludur. İnsanın mutlak şekilde iyi, kötü veya bencil gibi özelliklerle etiketlenmesi; onun içinde bulunduğu, kendisini yaratan koşullardan soyutlanarak yargılanmasına neden olur.

Her devrim, sömürülen insanların örgütlü mücadelesinin birer sonucudur ve örneğidir. Ekim Devrimi’nde işçiler, sınıfın örgütlenmesinin yalnızca mümkün olduğunu değil aynı zamanda son derece işlevsel olduğunu gösterdiler bizlere. İnsanların adalet, özgürlük ve eşitlik gibi değerleri uğruna örgütlü mücadele verip iktidara gelmesi örneği, dayanışmanın verimli ve başarıya ulaşan bir güç olduğunu gösterir.

İnsanın, onunla aynı zincirlere vurulmuş ve bu düzenin “kar elde etme aracı” olarak kullanılmış diğerlerini rakip olarak görmeyi bıraktığı, onların kendisinin sınıf kardeşi olduğunu fark ettiği noktada sermaye düzeninin propagandası işlevsizleşir.

İşçi sınıfının zincirleri; burjuvazinin “bencillik”, “insanın binlerce yıldır değişmeyen özü” olarak pazarladığı yalanlara rağmen, işçi sınıfı, rekabetin onlara dayatılmış bir yanılsama olduğunu anladığında ve dayanıştığında kırılacak. İnsan, mücadele içinde ona dayatılan “gerçekler”in gündelik olarak yaşadığı gerçeklikle uyuşmadığını görecek. Dönüştürüldüğü kar elde etme aracı durumundan çıkacak, diğerleriyle beraber insanlığına yeniden ulaşacak. İnsanın, ona ikame edilen karakterden fazlası olduğu görülecek.

İnsan, insan olarak yaşama hakkına sahip olmalıdır. Eğer buna sahip değilse insanlığından ne kalır?

BU İÇERİĞİ OYLAYIN.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir