1857 yılında ABD’de çalışma koşullarını protesto eden birkaç kadın,yıllar geçti. Her şey direniş ile başladı. Ve bunun anısına Birleşmiş Milletler 1977’de 8 Mart’ı Dünya Kadınlar günü olarak tanıdı. Ama günümüzde 8 Mart nedir? Ne yazık ki 8 Mart günümüzde sadece erkeklerin etrafındaki kadınlara çiçek aldığı ve kadın olmalarını “kutladığı” bir güne dönüştü. Ancak 8 Mart, acısıyla ve mücadelesi ile anılması gereken bir gün. Baktığımızda ataerkil toplumun baskısı öyle bir hale geldi ki kadının sahip olduğu birlik ve direniş günü bile pazarlanıyor, hatta eğlenceye dönüştürülüyor. Ancak 8 Mart kadın olmayı kutlamak içindir demek, doğru olmaz. 8 Mart; kadının evde, işte, okulda, sosyal hayatta yani var olduğu her yerde yaşama çabasını ve direnişini anmak için varlığını sürdürmelidir. 8 Mart’ı metalaştırmak, birkaç bukete ve romantik söze sığdırmaya çalışmak, kadın direnişinin önüne geçmektir. Çünkü 8 Mart bir kutlama değil, bir haykırıştır. Ve günümüzde her gün kız kardeşlerimizin cinayet haberlerini alırken, yüzlerce kız çocuğu haklarından mahrum edilirken 8 Mart’ta direnmek her kadının sorumluluğudur.
Artık kadının direnmesi gereken tek tehlike ataerkil toplum değil, kapitalist sistemin ta kendisidir. Çünkü 8 Mart’ı bir fırsata çeviren, bir pazarlama taktiğine dönüştüren ve içini boşaltmaya çalışıp göz boyayan bu yeni kriz kapitalizmin ta kendisidir. 8 Mart’ı bir kutlamaya dönüştüren her an, kadın direnişinin önüne geçer. Bu yüzden yapılması gereken kadını bilinçlendirmek ve direnişi eve, okula ve bütün sesiyle sokağa dökmektir. Kadın sadece ataerkiyi değil, kapitalizmi de karşısına alır çünkü sadece 8 Mart’ın pazarlanmasının değil, kadın vücudunun objeleştirmesinin önüne geçme sorumluluğunu da taşır. Kadının görevi hayatını ,vücudunu ve hislerini doğumundan ölümüne kadar objeleştiren kapitalizme ve onu destekleyen ataerkil sisteme karşı göğüs germek ve kız kardeşlerinin elinden tutarak korkmadan ve usanmadan direnişi büyütmektir.
Ve tekrar hatırlatarak söylüyorum ki; yaşasın direnişimiz, birlikteliğimiz ve yalnız yürümediğimiz her an. Unutmamak ve unutturmamak gerekir, coşkuyla kutlanacak 8 martlar gözlerimizi boyanınca değil, her kadın özgür olunca yaşanacaktır. Ve bu özgürlüğün yolu birkaç çiçek ve romantik sözle değil; kadının emeği, alın teri, haykıran sesi ve kaybettiği her kız kardeşi için sokakta attığı adımlarla döşenecektir.
