“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” cümlesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na 2004 yılında eklendi. Daha üzerinden sadece 22 yıl geçmiş. 22 yıl böyle bir şey için ne kadar kısa bir süre aslında düşününce. Tarih dediğimiz şeyler ne kadar yakın bir zamanda yaşanmış. Yıllardır on binlerce kadının uğruna savaştığı hakların en basitlerinden biri bile anayasamıza ne kadar geç girmiş. 8 Mart’a yaklaşırken konuşulması gereken şeylerden bir tanesi de dünyada ve Türkiye’de kadın mücadelesinin tarihi ve tarih dediğimiz bu olaylar silsilesinin aslında günümüze ne kadar yakın zamanda yaşandığı.
8 Mart’ın tarihini anlamak için ilk durağımız 1857, New York. 8 Mart 1857 tarihinde insanlık dışı çalışma şartlarına karşı kırk bine yakın dokuma işçisi sağlıklı bir çalışma ortamı için greve çıktı. Polisin orantısız şiddetinin ardından işçilerin bir kısmı fabrikaya kilitlendi ve çıkan yangında çoğu kadın olan 129 işçi hayatını kaybetti. İkinci durağımız 53 yıl sonrası, Danimarka. 1910 yılının Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Alman bir kadın hakları savunucusu olan Clara Zetkin ortaya Dünya Kadınlar Günü fikrini atıyor ve bu fikir oy birliğiyle kabul ediliyor. Dünya Kadınlar Günü bir konsept olarak ortaya çıkmış olsa ve martta bir gün olarak kutlanacağı konuşulmuş olsa da daha belirli bir tarihi yok. Bu belirsizlik 1921 yılında Enternasyonal Kadın Sekreterliği’nin 8 Mart’ı “Enternasyonal Kadınlar Günü” ilan etmesiyle sona eriyor. 70’li yıllara kadar 8 Mart pek çok sosyalist örgüt, kitle sendikası ve sınıf hareketi tarafından “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü” olarak tanınıyor ve kutlanıyor. 70’li yıllarda İkinci Dalga Feminizmin de etkisiyle Dünya Kadınlar Günü konsepti Avrupa’da tekrar gündem oldu ve 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Birleşmiş Milletler Kadın Hakları ve Barış” günü olarak resmiyete geçti.
8 Mart’ın ve kadın mücadelesinin Türkiye’deki tarihine gelecek olursak ilk inceleyeceğimiz tarih 1921. Komünist Fırka Türkiye’de ilk kez 8 Mart’ı kutlayarak kadın mücadelesinin tarihini etkileyen bir adım attı. Cumhuriyetin ilanından sonra da 1924 – Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ile kız ve erkek çocukların eşit eğitim hakkının hukuki temelinin atılması, 1926 – Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile kadın-erkek hukuki eşitliğinin temelinin atılması, 1930 – Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi kadın hareketinin kazancı sayılabilecek pek çok adım atıldı. Türkiye’deki kadın hareketinin ilk büyük yürüyüşü ise 1987 yılında yapıldı. “Annenizi seviyor, karınızı dövüyor musunuz?” sloganıyla Ankara sokaklarına dökülen kadınlar feminist mücadele için büyük bir adım attılar. İkinci büyük sokak eylemi de 17 Mayıs 1987’de İstanbul’da gerçekleşen “Dayağa Karşı Yürüyüş”.
Biraz daha günümüze yaklaşacak olursak bu yıl yirmi altıncısı yapılacak olan Feminist Gece Yürüyüşü’nün ortaya çıkışı olarak 2003 yılının 8 Mart’ına gidebiliriz. İlki Irak’ın işgalinin karşısında duran, savaşın liderleri ve destekçilerine karşı “Hepsi erkek, tesadüf mü?” pankartıyla gerçekleşen Feminist Gece Yürüyüşü; Türkiye’de düzenlenen en yüksek katılımlı feminist eylem ve katılımı her geçen sene artıyor. Kadınlar her sene sokakları ve geceleri terk etmediklerini, mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini haykırmak için Beyoğlu’nda buluşuyor. Başlangıcında Galatasaray’dan Taksim’e doğru yapılan yürüyüş 2015 yılında 2014’te yaşanan polis şiddeti ve Taksim Meydanı’na girişin yasaklanması sonucunda güzergahı değiştirilerek Fransız Kültür Merkezi’nden Tünel’e doğru gerçekleşti. 2019 yılında ilk kez yürüyüşe izin verilmemesi ile Fransız Kültür Merkezi önünde toplanan kadınlar polis şiddeti sebebiyle dağılmak durumunda kaldı. 2020 yılında gelen valilik yasağı ve İstiklal Caddesi’ne çıkılmaması hakkını arayan kadınları sokaklardan vazgeçirmedi ve yürüyüş bu sefer Sıraselviler Caddesinden Karaköy’e doğru gerçekleşti. Feminist Gece Yürüyüşü’nün resmi olarak yasaklanmasından bir sene sonra 20 Mart tarihinde İstanbul Sözleşmesinden çıkılacağı açıklandı. Bütün bu yasaklara ve baskılara rağmen Türkiye’nin dört bir tarafında kadınlar bu sene de her sene olduğu gibi İstiklal Caddesinde; sokakları, geceleri ve birbirlerini bırakmayacaklarını bütün dünyaya haykırmak için toplanıyor. Uzun süredir içinde bulunduğumuz bu karanlık dönemde geceleri aydınlatan kadınlar 8 Mart’ta Taksim’in ışığı olacaklar.
